İçeriğe geç
← Yazılar

Kendine Ait Bir Defter

Gökyüzü, mavisini Kaf Dağı’ndan kendisine yansıyan yeşilden alır derler. İkindinin son vaktinde Ay’a yansıyan silüetlerin de ona ait olduğu söylenir. Kâinattaki her şey nasıl da muazzam bir hikmetle yaratılmış. Tıpkı defterle kalemin sessiz uyumu gibi.

Bizim zamanımızda defter, kalem çok değerliydi. Bugün bunu anlatmak Kaf Dağı’nı anlatmak kadar güç. Artık yalnız defter, kalem değil; söz, duygu, hayal, hatta kitap dahi eski kıymetini kaybetmiş gibi.

Evet, en çok da kitap…

Kitaba, kullanılmış bir defter gözüyle bakılıyor sanırım. Sonuçta içi dolu. En kötüsü de başka biri tarafından yazılmış ve başkasına ait olması. Oysa seher vakti güllere yağan şebnemler gibi gönüllere nur saçan nice kitaplar vardır.

Fakat kaliteli bir defterin, hele Kendine Ait Bir Defter’in, kıymeti bambaşkadır. İçinde henüz söylenmemiş sözler, itiraf edilmemiş duygular, kurulmamış hayaller saklıdır. Daha sahibi bile ona ne emanet edeceğini bilmemektedir.

İnsan bu yüzden olsa gerek, bazen bir kitaptan çok boş bir deftere ihtiyaç duyar. Çünkü kitap başkasının yolculuğudur; defter ise insanın kendi yolculuğuna tanıklık etme ihtimalidir. Kaf Dağı ile gökyüzü misali…

• • •

Kendine Ait Bir Defter’e sahip olmak kolay görünür ama aslında çok zordur ve birçok insanın sınavıdır. Bir yazarın bile asıl ihtiyacı çok satan bir kitap değil; dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendisiyle yüzleşebileceği bir defterdir.

Benim gibi. Senin gibi.

Benim her defterim, acı tatlı yanlarıyla bir sınav olmuştur. Yirmi yıl kadar önce bir defterimi içindekilerle birlikte yaktım. O günden sonra çok az yazdım. Yazdıklarımı ya yırtıp attım ya da bir köşede unuttum; kaybolup gittiler.

Kendine Ait Bir Defter, sıradan bir defter kadar masum değildir. Ona her şeyi yazabilirsiniz. Ama yazdığınız en küçük şey dahi bir gün karşınıza çıkabilir. Hatta susarak yazdığınız, boş bıraktığınız sayfalar bile hakkınızda bir şeyler anlatır.

• • •

Yıllar süren bir bekleyişin ardından benim de Kendime Ait Bir Defter’im oldu. Bu sefer yalnızca kendim için yazıyorum. Ne kimseye laf anlatacak, ne birine bir şey öğretecek ne de toplumsal bir soruna çözüm arayacak gücüm var.

İnsanlık tarihinde onca peygamber, evliya, âlim, düşünür ve hepsinden önemlisi Kitap gelip geçmişken, bir yazarın kendisini insanlığın kurtarıcısı olarak görmesi ve yaşadığı toplumu kendi doğrularıyla irşad etmeye çalışması da çok anlamsız geliyor bana. Böyle bir görev için liyakat ve icazet sahibi olmak gerekir.

Daha kendi karanlığımı dahi doğru dürüst tarif edemezken, başkasına nasıl yol gösterebilirim?

• • •

Amacım kendimle birlikte sana da “Kendine Ait Bir Defter” hediye etmek. Şimdilik tamamen soyut ve hayalden ibaret ama sana ait.

İstersen bir defter alıp somutlaştırabilirsin.

Çoğu insan böyle bir deftere sahip olduğunda, fark etmese bile önce kendisini yazar. O yüzden kendini daha yakından tanıması ve ne istediğini anlaması için ilk sayfasının “Ben kimim?” sorusuyla açılması çok yerinde olur diye düşünüyorum.

Zaten sahibini biraz tanıyınca, defter de söze karışır, kalemle konuştuğu gibi.

“De bakalım, burada işin ne? Nereden gelir, nereye gidersin?” diye sorar bir derviş edasıyla.

Yeter ki arada sahici bir ülfet kurulsun.

• • •

Ölümün ne zaman geleceğini hangimiz biliyoruz ki?

Ben defterimde naçizane kendimi sorgulamaya çalışacağım; sana da tavsiye ederim.

Belki bu şekilde, yalnız sözlerimin ve davranışlarımın değil, niyetlerimin dahi yazıldığı; tevbenin mucizevi gücüyle anbean değişebilen o gerçek defterin idrakine varırım.

Çünkü gün gelip diğer her şeyle birlikte bütün defterler yok olduğunda, geriye sadece o defter kalacak.

Rabbimiz bizi de defterini sağından alan kullarından eylesin. Âmin.

Selam ve dua ile.

AOA.

Bu yazıyı nasıl buldunuz?

5,0/5 · 1 değerlendirme

Yazıyı paylaş

Ali Osman Akçaoğlu — Nefes Arası | Deneme, Öykü, Şiir sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin