Deneme

Krizantem

2 dk okuma

Bazı çiçekler vardır; kokularını önce kalbiniz duyar. Krizantem de öyle bir hicran çiçeğidir benim için. Bana kapılar açtı, bir yerlere götürdü ve biriyle tanıştırdı…

Onun hakkında bildiklerimin çoğu bana ait değildi. Mesnetsiz söylentiler, tutarsız yakın tarih kaynakları ve çoktan verilmiş haksız hükümler…

Okulda, sokakta, medyada; her yerde aynı kulaktan dolma bilgiler dolaştığında, yanlışların doğru sanılma ihtimali de artıyor. İçinde yaşadığımız toplumdan devraldığımız zanlar kendi kanaatlerimize dönüşüyor. Çoğu kez sorgulama ihtiyacı bile duymuyoruz.


Bir gece bir çiçek, bu konudaki bütün bakışımı ters yüz etti.

Araştırmaya başladım.

İstanbul’u, Şam’ı, Emevî Camii’ni, Selanik’i, Yıldız’ı…

Eşyalarını gördüm. Odasını, yatağını, çok sevdiği krizantem motifli marangoz takımını…

Ardından krizantem kokulu kısa bir mektup yazdım kendisine. Belki şiirdi. Belki de geç kalmış bir özür…

Sonra dua ettim. Yâsîn-i Şerif okudum.


Birkaç gün sonra kabrini ziyaret etmek için Fatih’e gittim. Sultanahmet Meydanı’ndan yukarıya doğru yürümeye başladım. Ayasofya’nın gölgesi geride kaldı. Kalabalıkların sesi ve meydandaki telaş yavaş yavaş dağıldı. Divanyolu boyunca ilerledim. Tramvay rayları da bana eşlik ediyordu.

Türbedar Sokağı’na giden yol kısaydı; fakat içimde taşıdığım pişmanlık kadar ağırdı.

Kapısının önüne geldiğimde bir süre durdum, etrafa baktım.

Sonra ağır adımlarla içeriye girdim. Huzurunda oturdum. Türbenin sükûtunda bir müddet dua edip bekledim. Cebimden, o gece yazdığım mektubu çıkardım.

Sessizce okumaya başladım:

“Bugün bir krizantem kokusu tuhaf bir sızıya dönüştü burnumda. Yutkunmak istedim; boğazıma düğümlendi. Yüreğimi yaktı sonra; bulanıklaştı her şey bir an.
Bugün ilk defa bu kadar derinden duyumsadım acını.
İlk kez zamanda yolculuk yapmak istedim bir Yâsîn-i Şerif’in içinde: 11 Şubat 1918’de bir merasime katılmak, mübarek yüzündeki tebessüme şahit olmak ve aziz ruhuna dualarla veda etmek…
Bugün anladım bu kokunun ne anlama geldiğini.
Ne olur affet beni.”


Aynı türbede medfun bir dede, bir amca, bir torun vardı.

Sultan II. Mahmud Han…

Devletin çözülmeye başladığı bir çağda ağır kararların yükünü taşıyan, yalnızlığı da vakarı kadar büyük olan hükümdar.

Sultan Abdülaziz Han…

Tahttan indirilmiş, hazin sonu hâlâ kalplerde sızı olarak duran mahzun sultan…

Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı ve 113. İslâm halifesi Sultan II. Abdülhamid Han…

33 yıl tahtta kaldıktan sonra gördüğü ihanet ve yaşadığı vefasızlık içimi burkmuştu. Fakat araştırdıkça içimdeki hüzün dağıldı. Çünkü artık onu düşündüğümde sadece sürgün ve yalnızlık değil; teslimiyet ve imanla tamamlanmış bir yolculuk görüyorum.


Allah bazen bir çiçeğin kokusuyla insanın kalbindeki bir perdeyi aralıyor. Tarih kitaplarının öğretemediğini öğretiyor.

Şükür. Sabır. Teslimiyet. Kerâmet. Hüsn-i hâtime.

Onu hak ettiği gibi yâd edemedim. Fakat bu naçizane denemeyle, ardında bıraktığı manevî mirası ve krizantem kokusunu yeni nesillere aktarmak istedim.

Selam ve dua ile.

AOA


Sesli hâli için videoyu izle

Yazılış: 10 Şubat 2025 · Tuzla, İstanbul – Düzenleme: 24 Haziran 2026 · Tuzla, İstanbul

DuaEdebiyatOsmanlıSultan II. Abdülhamid HanTefekkür